Geleneksel Mirası Çağdaş Formlara Taşıyan Tuba Ergin: Hadrian Kapısı’ndan Göbeklitepe’ye Sürdürülebilir Tasarım Yolculuğu

Çocukluğundan bu yana çizim yeteneği ve ailesinin giyim sektöründeki deneyimi, Tuba Ergin’in tasarım felsefesini şekillendirdi. Yerellik ve sürdürülebilirlik, çalışmalarının temel taşıyorken Anadolu’nun zengin kültürel değerleri evrensel bir dille yeniden ifade ediliyor.
“El sanatlarımızdan, dokuma tekniklerinden ve mimari ayrıntılardan ilham alıyorum. Geleneksel kumaş yapılarını günümüz teknolojisiyle birleştirerek modern formlar yaratmak, geçmişle bugün arasında köprü kuruyor. Yaşanmışlık ve hikayesi olan mekânlar benim için çok değerli; tasarım, bu hikayeleri bugüne taşıyabilen güçlü bir iletişim aracıdır. Türkiye gibi tarih İstanbul’unun zenginliğini modayla dünyaya tanıtmak ise benim için özel bir sorumluluk.”

Tuba Ergin tasarımlarını benzersiz kılan özellikler neler? Malzeme cesaretiyle başlayabilirim söze. Tekstil dünyasına ait olmayacak sıra dışı materyalleri giyilebilir parçalara dönüştürmek benim için heyecan verici bir süreç. Tyvek kağıdından araba lastiklerine, ordu çantalarından pirinç levhalara kadar pek çok malzeme ileri ve geri dönüşüm yaklaşımlarıyla koleksiyonlarda yer alıyor. Ayrıca kontrastları kullanmaktan keyif alıyorum: akışkan ipek şifon elbisenin üzerinde dana derisinden sert bir korse veya vücut kemeri; zarif bir Helenistik elbisenin üzerine medikal piercing halkaları gibi detaylarla yüzleşiyoruz.
Antalya Moda Haftası’nda Hadrian Kapısı’nda sahnelendiğini gördüğümüz “Gilded Symphony” koleksiyonunu mekân ve kimlikle nasıl birleştirdin? Hadrian Kapısı’nın büyüleyici varlığı, kapanış defilesi için beni davet ettirdi. Bu yapı, geçmiş ile bugün arasında bir köprü kuran başyapıt niteliğinde; koleksiyonumda da antik Roma’nın gücünü, zarafetini ve savaşçı kadın ruhunu modern kadına taşıdım. Drapeler ve Helenistik formlar bedende tarihsel bir akış yaratırken, zırh benzeri modern dokunuşlar içsel gücü görünür kılıyor. Mekânın tarihi ağırlığı, anlatıyı güçlendiren özel bir fon oluşturdu. Hadrian Kapısı’ndan ilham alan “Gilded Symphony” couture koleksiyonu Roma imparatorluk estetiğini Antalya’nın yerel simgeleriyle bir araya getiriyor.

Kumaşlarınızda ve tasarım sürecinizde sürdürülebilirlik nasıl bir rol oynuyor? 2010 yılından beri sürdürülebilir moda alanında çalışıyorum. Başlangıçta geri ve ileri dönüşümlü ekolojik ürünlerden oluşan Garden of Denim Design (G.O.D.D) ile dünyayı seven bir marka kurdum ve birçok ülkede geniş bir ağ elde ettim. Şimdi Tuba Ergin markasıyla bu felsefeyi sürdürürken sadece materyal seçimine bağlı kalmamanın gerekliliğine inanıyorum: kültürel ve toplumsal etik değerleri bütünsel bir yaklaşımla ele almak önemli. Üretimde siparişe dayalı çalışmak, stok ve atık oranını azaltıyor. Kumaş firelerini yeniden değerlendirip aksesuar ya da küçük ürünlere dönüştürerek koleksiyonun hikayesini zenginleştiriyoruz. Gilded Symphony için Hadrian Kapısı’ndan ilham alınarak tasarlanan bir koleksiyon olarak, antik Roma ihtişamını kapı motifleri ve zafer-figürleriyle çağdaş sahneye taşıdık.
“Kumaşlar, işlemeler ve aksesuarlar, tarihle günümüze köprü kuran birer anlatı.”
Göbeklitepe’den ilham alan koleksiyonlar ve bölgenin mirasını nasıl hissediyorsun? Göbeklitepe, hem Türkiye için hem de tüm insanlık için çok önemli bir durağım. Yıllardır radarımda olan bu arkeolojik alan, benim için yaz koleksiyonuna ilham veren bir güç kaynağıydı: “Neolithic Rhapsody” ile geleneği çağdaş bir dilde yeniden yorumladım. Bölgeye giderek malzeme ve teknikler üzerinde derinleştim; lookbook çekimleri Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde, kampanya ise Göbeklitepe kazı alanında yapıldı. Bölgenin kalkınmasına katkı sağlamak amacıyla GAP idaresiyle işbirliği içinde Göbeklitepe için özel kumaşlar ürettik ve bu süreç, sürdürülebilirlik hedeflerimizin bir parçası oldu.
“Geçmişle geleceği bir araya getirirken, 100 yıl sonra giyimin nasıl şekilleneceğini düşünmeden edemiyorum.”

Gelecek hedeflerin neler? Markamız için öncelik, küresel pazarlarda daha güçlü bir varlık göstermek ve uluslararası satış noktalarını artırmak. Tasarım vizyonumuz, döngüsel moda, akıllı tekstiller ve yerel el işçiliğini teknolojik gelişmelerle buluşturarak yenilikçi projeler geliştirmek. İstanbul’da iki mağaza var: Nişantaşı ve Emaar AVM. Ayrıca web sitemiz üzerinden online satış da sürüyor. Her sezon Paris Moda Haftası’nda trunk show ve showroom çalışmalarına katılıyoruz; gelecekte Londra, Moskova ve Riyad Moda Haftaları’nda da varlık göstermeyi hedefliyorum.
Röportaj: Selin Miloşyan
ELLE Türkiye Temmuz-Ağustos sayısından alınmıştır.













