Hikaye Anlatma Sanatı

Türkiye televizyon ve sinema dünyasında pek çok unutulmaz anın ardında onun imzası saklı. “Vatanım Sensin” ile geniş kitlelere ulaşan, “Zeytin Ağacı”yla izleyicileri kendi iç dünyalarına çeken Nuran Evren Şit, yirmi yılı aşkın senaristlik serüveninde insan odaklı detayı özenle işler ve dokunaklı hikâyeler yaratır. Onun kaleminden yalnızca sahneler değil; dostluklar, kayıplar, iyileşme arayışları ve hayatın küçük ama çarpıcı anları da hayata dokunur. Bu söyleşide, onun hikâye anlatma tutkusunu köklerinden günümüzün derinliklerine taşıyan samimi bir yolculuk yapıyoruz.

Senaristlik serüveniniz nasıl başladı? İlk ne zaman “ben hikâyeler anlatacağım” dediniz?

Okuma yazma öğrendiğimden beri yazmayı çok sevdiğim için, 8 yaşıma kadar roman yazmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Ardından kısa bir oyunculuk süreciyle ekranlarda yer almaya başladım; o dönemde sevdiğim filmlerin arkasında bir ekip ve bir senaryo yazarı olduğunu fark ettim. Bu fark, beni meslek seçimimde yönlendirdi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV’i kazandığımda yönetmenlik hedefim vardı; fakat zaman içinde bu hedef senaryo yazarlığına dönüştü. “Ben hikâyeler anlatacağım” gibi net bir iddia mıydı sorusuyla karşılaşsam da, anlatmaya değer hikâyelerin peşinden koşma arzusu beni bu yola itti. Hayatın gizemlerini ve acı-tatlı deneyimlerin anlamını keşfetmeye dair merakım, senaryoları bir yaşam biçimine dönüştürdü.
“Her karakterle duygusal bağ kurmaya çalışırım, aksi takdirde onu yazamam.” Hikâyelerinizi oluştururken sizi en çok ne besler: Kitaplar mı, insanlar mı, sokaklar mı?
Her şey ve hepsi. Bağ kurabildiğim herhangi bir duyguya veya duruma tutunarak, sebep-sonuç ilişkilerini takip ettiğimde, beni heyecanlandıran ve izleyiciyle paylaşmayı düşlediğim bir hikâye çıkarsa, onun peşine düşerim. Bu hayatta her bireyin ve hatta her canlının çok kıymetli bir hikâyesi olduğuna inanıyorum. Bazen bir sohbet, bazen bir kitap paragrafı, bir haber başlığı ya da rastgele bir görüntüyle kurarım hikâye dünyamı. Önemli olan, havada uçuşan fikirlerden hangisini alıp sinema diline taşıyacağımdır. Bu dönüşüm için zaman, emek ve dikkat gerekli; ve bu süreçte hikâyenin bana ve izleyiciye ne ifade edeceğini azaltan bir refleks hâline getiririm.
Netflix, Zeytin Ağacı Bir projeye başlarken ilk neyi düşünürsünüz? Karakter mi, atmosfer mi, çatışma mı?
Öncelikle projenin hissini düşünürüm. “Bu hikâye bana, oynayana, izleyene nasıl hissettirecek? Hangi yolculuğa götürecek? Ne keşfedecek, ne sorgulayacak, farklı bir bakış açısı kazandıracak?” sorularını kendime sorarım. Yirmi yıl bu işi yapıyorum; farklı coğrafyaların ve kültürlerin ortak duygu dünyasında buluşması beni heyecanlandırır. En büyülü yön ise başlangıçta nereye varacağını bilmek değildir; çoğu zaman final aklımda olsa da yol boyunca karakterler bağımsız bireylere dönüşür ve bu dönüşüm beni büyüler.
“Vatanım Sensin” gibi ses getiren işlerde izleyiciyle duygusal bağı nasıl kurarsınız? İzleyiciyle bağ kuramadığımızda yazdıklarımızın anlamı kalmaz. İnsani durumlar ve duygular üzerinde durduğumda insanlar da hikâyenin içine çekilir. Net bir formül yok; ancak inandığım, heyecan duymadığım ve anlamlı bulmadığım hiçbir şeyi yazmamaya özen gösteriyorum. Kendim inanmadığım bir dünyayı seyirciye sunmam.
“Zeytin Ağacı” ilk kez aile dizilimini merkeze alarak derin bir sorgulama yaratır. Bu fikre nasıl ulaştınız? Yazarken kendi geçmişinizle yüzleştiğiniz anlar oldu mu?
Aile dizilimiyle 2017’de karşılaştım; bu deneyim beni çok heyecanlandırdı, fakat zorlu ve hassas bir konuydu. Üç-dört yıl süren araştırma ve hazmetme sürecinden sonra, aile dizilimini kadın dostluğu hikâyesi içinde ele almaya karar verdim. Yazarken kendi aileme ve atalarıma dair pek bilmediğim hikâyeler keşfettim; yazdıklarımın bilinçdışı olarak kişisel tarihimle ilişkili olduğunu bu projede yoğun biçimde hissettim. Babamı kanserden kaybettikten sonra doğan bu hikâye, benim kabullenme, iyileşme ve babama olan saygı arzumun bir ürünüydü. Beş yıl sonra bu bağ daha net görünüyor.
Kaleminizden çıkan karakterlerle duygusal bağ kurar mısınız? Evet; her karakterle duygusal bağ kurmaya çalışırım, aksi halde onu yazamam. Zeytin Ağacı’nın karakterleri şu an en çok yoğunlaştığım için ayrı bir yerde duruyor; sahneler sette ete kemiğe büründükçe monitördeki duygularım güçlenir ve bu süreç benim için iyileştiricidir.
Yazarken sizi en çok zorlayan şey nedir? Yazdıklarımın başkaları için ne ifade edeceğini öngörememek. Bu nedenle güvendiğim insanlara yazdıklarımı okutup görüşlerini alırım. Eşim, menajerim ve yakın dostlarım ilk izleyicimdir. Çünkü yazdığım şeylere kendim inanmıyorsam başkalarını ikna edemem. Senaryo yazarlığı, milyonların izleyeceği bir işin temelini oluşturan sorumluluktur ve bu sorumluluğu her zaman hissederim.
Vatanım Sensin Yazarken olmazsa olmaz ritüelleriniz neler?
Genelde müzik dinlerim; ritim ve duygusal akış için önemlidir. Masamda mum, çiçek olur; açıklığa bakan bir pencere kenarında, dikkat dağıtıcı unsurlardan arınmış bir çalışma ortamı kurarım. Ancak deadline yaklaşınca uçakta, hastane odasında, kafede ya da trende de yazabilirim.
Yazı masanızın üzerindeki vazgeçilmez üç şey nedir? Kahve, mum ve taze çiçek.
Kendi hayatınızdan senaryoya sızan anlar oldu mu? Evet. Eşim Barbaros, “Dikkat edin, Evren bunu yazar” diye uyarır. Kaydı tutmak adeta bir refleks; yazarken hangi çekmeceden neyi çıkardığımı bilmeden yazdığımı fark ederim. Anlattığınız bir olayın benzerini bir projede görme olasılığınız yüksek.
Bir günü tamamen kendinize ayırdığınızda ne yaparsınız? Denizin kıyısında yürüyüşler ve yüzme, gün batımında kulaklıkla müzik dinleyerek sakinleşirim. Hiçbir şey yapmadan durmak bana iyi gelir.
Sanatın diğer alanlarıyla ilişkiniz nasıl? Müzikle olan bağlantım kuvvetli; saz çaldım, piyano dersleri aldım, yıllarca eşli danslar yaptım. Fotoğraf, şiir, edebiyat ve mimari de dahil olmak üzere farklı alanlar, çalışmalarım için besin oldu.
Henüz anlatmadığınız, içinde büyüttüğünüz bir hikâye var mı? Evet. 12 yıldır kalemimde taşıdığım ve roman olarak yazmayı umut ettiğim bir hikâye var. Yakın çevrem bu konuyu sık sık hatırlatıyor; bu yıl tamamlamayı hedefliyorum.











